Bir parmak boğumu büyüklüğünde yaprak sarmaların kısık ateşte saatler sürecek pişme serüvenlerini hatırlıyorum.

Ocağın yanına yerleştirdiği tabureden hiç kalkmadan bu sürece eşlik eden anneanneme
''Yemekle pişiyorsun'' derdi babam.

Dedemin kendi tuttuğu torikten bastığı lakerdanın lezzetini hiçbir yerde bulamadım.

Misafirlerini sakız gibi Beyaz İş örtülü sofralarda ağırlamayı seven, cevizin yağını çıkartmanın tüm hilelerini bilen, ama lezzet kaybı olur diye en meşakkatli yoldan vazgeçmeyen Çerkez kızı babaannemin;
kumaş peçete olmadan sofraya oturmayacak kadar kuralcı, her akşam 20.00 ajansını bir duble rakısı ile
dinlemeyi gelenek haline getirmiş, pişirdiği aşure ve tel kadayıf ile tüm torunlarının gönlünde taht kurmuş
Paşa dedemin hakkını ödeyemem.

Uzun sofralar kurup insanları ağırlamayı hep sevdim.

Şimdi geçmişimdeki tüm bu güzel insanların ve hikâyelerin bana kattıklarının bir parçasını bile sizlere
aktarabiliyorsam ne mutlu bana.


Pürlen Kurtböke